BLOG & MAKALE
2019-05-20

Aile, okul ve klinik destek beraber hareket etmelidir.

Okul fobisi çocuğun okula gitmek istememesi ve gitmemesi veya okulda bulunduğu zamanlarda aşırı korkması, ağlaması, gergin, huzursuz ve sıkıntılı olmasıdır. Okul fobisinin temelinde çocuğun bağlı olduğu kişiden -ki genellikle bu annedir-ayrılma kaygısı vardır. Çocuk anneden veya onu birebir yetiştiren kişiden ayrı kaldığında kendini güvensiz ve huzursuz hisseder. Annesine veya kendisine zarar geleceği endişesi ve korkusu taşır ve annenin yanına gitmek ister. Anneden ayrıldığında da kalp çarpıntısı, terleme, ateş basması, bulantı, karın ağrısı gibi fiziksel belirtilerde gösterebilir. Anne baba ve okulun çocuğa karşı hatalı tutum ve davranışlarının okul fobisinin ortaya çıkışında tetikleyici rol oynadığı düşünülmektedir. 

Ebeveynlik tarzınıza dikkat!

Aşırı koruyucu, kollayıcı, çok seven ve çocuğun bağımsız hareket etmesine izin vermeyen anne baba modeliyle bunun tam tersi iten, eleştiren, çocuğun duygusal ihtiyaçlarını karşılamayan, ilgilenmeyen anne babaların çocuklarında da ayrılma kaygısı ve okul fobisi gelişme ihtimali çok yüksektir. 

Okul korkusu yaşayan çocuğa nasıl davranmalıyız;

1. Öncelikle çocuğunuzla konuşun, sabırlı ve kararlı olun. Neden okula gitmesi gerektiğini okumanın ona neler kazandıracağını sakin bir dille anlatın. Aslında bu korkunun birçok çocukta görüldüğünü ama zorlansa da okula gitmesi gerektiğini okula gittiğinde de zamanla bu korkunun azalacağını ona söyleyin.

2. Ona nerede durmanızı istediğini sorun. Onu bırakıp gitmeyeceğinize onunla okula alışana kadar yanında olacağınızı söyleyin. Kademeli şekilde onunla anlaşarak yavaş yavaş okuldan uzaklaşın. Gerekiyorsa sınıfın içinde, gerekiyorsa sınıfın kapısının önünde, gerekiyorsa bahçede. Önce sınıfın içinde beklemişseniz zamanla kapının önünde bekleyin, daha sonra bahçe de daha sonra da çıkışta onu almaya gidin. Bu aşamaları gerçekleştirirken çocuğunuzun elinden tutarak duracağınız yeri ona söyleyin. Asla yalan söylemeyin, “seni bekliyorum” deyip kaçmayın. Kaçtığınızı fark ettiği an onu bir daha okula göndermek çok zor olacaktır. 

3. Sınıf öğretmeninizden ve okul idarecilerinizden yardım isteyin. Okulda ki şefkatli, sıcak, çocuğu rahatlatan sevecen tutum çocuğunuzun okula alışmasını kolaylaştıracaktır. Azarlama, bağırma, ceza verme ağlayan, direnen çocukta kesinlikle işe yaramaz ve çocukta derin yaralar açar. 

4. Onu şımarık, huysuz, kapris yapıyor şeklinde suçlamayın. Onun sıkıntılarını anlamaya çalışın ve onu anladığınızı ona hissettirin, sabırlı ve şefkatli davranın.

5. Bu sene olmazsa seneye gider düşüncesi yanlıştır, ağlama ve huzursuzluğu 1 ay içerisinde geçmediyse muhakkak klinik destek alın.

Okulöncesinde okul fobisi: 

3 yaşına kadar çocuğun annesinden ayrılma kaygısı yaşaması doğaldır. Ama 4 yaşından itibaren çocuk kısa süreli de olsa annesinden ayrı kalmayı becerebilmelidir. 5 yaşında ise bir anaokuluna muhakkak yazılmalıdır.

Okulöncesinde okul fobisinden korunma yolları:

1-Çocuğunuz 4 yaşını doldurduğunda yarım gün ve ya tam gün çocuğunuzu bir anaokuluna yazdırın.

2-Çocuğunuz 5 yaşında huysuzlanıyor, ağlıyor, okula girmek istemiyor ve ya sizin onun yanında olmanızı istiyorsa onu yalnız bırakmayın. Sizi nerede istiyorsa orada bekleyin. Kendini güvende hissettiğinde muhakkak sizi bırakacaktır.

3-Çocuğunuz okula çok rahat alıştı hemen sizi bıraktı ise “Beni sevmiyor” diye düşünmeyin.

4- Okul idaresi sizden çocuğunuzu okulun kapısında bırakıp gitmenizi isterse ve çocuğunuz ağlıyorsa bunu kabul etmeyin.

Aniden okulu reddeden çocuk:

1-Çocuğunuzu dinleyin. Okula neden gitmek istemediğini anlamaya çalışın. Çevresel etkenleri araştırın.

2-Aileden birinin hastalığı, tatillerin uzun süreli olması, ev içinde ve ya okulda yaşanan olumsuz olaylar (fiziksel ve cinsel taciz, hakaret) öğretmen değişikliği, okul değişikliği, yeni bir kardeş çocuğunuzun okula gitmeme sebeplerinden biri olabilir.

3-Çocuğunuzla iletişim kuramıyorsanız ve okula yollayamıyorsanız suçlama, korkutma, şiddet ve ceza yöntemi yerine klinik destek alın.

 

Okul fobisinde tedavi:

Tedavide öğretmen ve okul idarecilerinden de destek alınmalıdır. Aile, okul ve klinik destek beraber hareket etmelidir. Davranışçı yöntemler, aileye yönelik tedavi yaklaşımları ve gerekirse ilaç desteği alınır.

 

 

Kaynak: Seyitoğlu, F. (2017). Çocuklarda 20 Psikolojik Problem Ve Çözümü. İstanbul: Hayykitap

2018-05-12

Anne ve baba çocuğunun kahramanıdır, bırakın öyle kalsın...

 

Baba olmak sadece eve ekmek getirmek, çocukların üzerine kıyafet almak değildir. Çocuklar babaya ihtiyaç duyarlar. Babalar bedenen ve ruhen çocuklarının yanında olmalıdır. İşiniz ne kadar yoğun olursa olsun, çocuklarınıza ayıracak bir sevgi anınız mutlaka olsun. Eğer varlığınız sadece erkekliğin getirdiği güçle, kuvvetle sınırlıysa, 8 yaşındaki Ali’nin duygularına kulak verin. Babasını eve hırsız girmesinden korktuğu için isteyen Ali’nin, hırsız tehlikesi geçtiği anda, “Babam olmasa da olur” düşüncesine gelivermesi acı bir durum değil midir? 

 

Ali 8 yaşındaydı. Anne ve babası ayrı yaşama kararı almışlardı. Baba evden ayrılmış, anneyle çocuk kalmıştı evde. Boşanma süreci başlamıştı ve çocuk korkuyordu. Anne, “Babası evden gittiğinden beri çok huzursuz, geceleri benimle yatmak istiyor, sık sık uyanıyor ve sabahları okula gitmek istemiyor. ‘Korkuyorum’ diyor. Babası tekrar eve gelsin diye ısrar ediyor” diyordu. 

 

Ali’ye, “Bana ailenin resmini çizer misin” dediğimde kocaman bir apartman çizdi. Apartmanın içine bir çocuk, bir de kız, dışarıya da bir adam resmi. “Evin içindekiler kim?” diye sorduğumda, “Bu anne, bu da çocuk” dedi. Dışarıdakinin de babası olduğunu anladım. “Babam artık eve gelmiyor” diyor. Sonra hırsızdan korktuğunuve babası evdeyken onları koruduğunu söylüyor endişeli gözlerle. Ve ekliyor,

“Şimdi bizi kim koruyacak?” 

 

Ali’ye bir dizi sorular yöneltiyorum. 

“Siz nerede oturuyorsunuz?” 

“Sitede.” 

“Aaa çok şanslısın, güvenlik var yani? Güvenlikten hırsız kolaylıkla geçebilir mi?” 

“Biraz zor.” 

“Peki kaçıncı katta oturuyorsunuz?” 

“3. katta.” 

“Tırmanabilir mi?” 

“Hayır.” 

“Kapıdan girebilir mi?” 

“Bizim kapımız çelik!” 

“Ne güzel! Peki sizin eve hırsızın girmesi pek de kolay gözükmüyor diyebilir miyiz o zaman.” 

Başını sallıyor. İkna olmuşa benziyor. 

“Biliyor musun her çocuk senin kadar şanslı değil” diyorum. “Hâlâ korkuyor musun?” 

“Biraz, aslında babam gelmese de olur!” diyor ve gülümsüyor. 

 

Çok şaşırıyorum. Yani hırsızın evine girme ihtimalinin çok düşük olduğunu anlayınca 8 yıllık babasından ne kadar da kolay vazgeçiyor. Babasıyla arasında sevgi bağı ve paylaşımı yok sanırım diye düşünüyorum. Baba için gerçekten üzücü bir durum. 

 

Anne ve baba çocuğunun kahramanıdır, bırakın öyle kalsın...

5 yaşında bir oğulları vardı ve boşanıyorlardı. Anne, evliliği boyunca eşi tarafından sürekli aşağılanmış, hakarete maruz kalmıştı. Kendisi ise aynı üslupla cevap vermek yerine susmayı tercih etmişti. Ona göre, kendileri iyi geçinemese de babası çocuğunun gözünde bir kahramandı ve öyle kalmalıydı. “Yaşamının bu döneminde babasının kötü, sorumsuz olduğunu düşünmesini istemem, belki de, hayatının hiçbir döneminde. Kim haklı kim haksız ne önemi var? Büyürken onun dünyasında babası kahramanı olmalı ve babasını sevmeli; bu bir çocuk için çok büyük bir ihtiyaç!” demişti. Bu anneye saygı duymuştum, aslında gerçek kahraman oydu. Eşine karşı haklı olduğu halde çocuğunun ruh sağlığını korumak için susmayı tercih etmiş, evladına babasını kötülememişti. 

 

Anne babaların çocuklarına karşı yaptıkları hatalar çoğunlukla iletişim becerilerinin yetersizliğinden kaynaklanır. Eşleriyle aralarındaki problemleri çocuklarının yanında konuşur, tartışırlar. Birbirlerini çocuklarına şikâyet ederler. Hatta çocuklarının aralarında hakem olmasını beklerler. Bu, boşanma sürecinde sanki kaçınılmaz olur. “Ben haklıyım, babanız haksız veya anneniz! Sen babanı tanı oğlum, büyüyünce onun gibi koca olma! Onun gibi sorumsuz, kaba ve saygısız olma! Baban bizi gerçekten sevip, önemseseydi bize (bu arada ben bize dönüşür) böyle davranmazdı!” gibi konuşmalar ve yorumlar yapılır. Böylece oluşan gergin ev ortamı, özelikle son çocukluk döneminin sonuna, ergenliğin başlama dönemine kadar (0 yaş-12,14 yaş) çocuğun kendini son derece güvensiz hissetmesine sebep olur. Bu durum onun için kaldırılması çok ağır bir yüktür. 

 

Çocuk doğruyu yanlışı, haklıyı haksızı ayırt edebilecek duygusal ve zihinsel olgunlukta değildir ve kendini güvende hissetmek ister. (Bu olgunluğa ancak ergenliğe kadar sağlıklı ebeveynlik tarzıyla yetiştirilirse ulaşır.) Bu, sağlıklı kişilik gelişimi için elzemdir. Kendini güvende hisseden çocukta güvenli dünya algısı gelişir. Anne babanın sürekli birbirlerini kötüledikleri, tartışmaların yaşandığı evde sevgi ve güven gelişimi yetersizdir. “Baban bana bunu yaptı şunu yaptı! Annen şöyle böyle bir kadın” şeklindeki konuşmaları duyarak büyüyen çocuk güveni, sevgiyi hissedemez. Babasına güvenemeyen çocuk da hayatta hiç kimseye güvenemez hale gelir. 

 

Anne babanın haklı olma iddiası ve güç savaşı çocuğun ileride kişilik gelişimini olumsuz etkiler. Yetişkinlik döneminde çeşitli ruhsal bozukluklar geliştirmesine, hatta kişilik bozukluğuna sebebiyet verebilir. Ergenlikten önce çocuklar sıkıntılarını sözle ifade edemezler. Sıkıntılı, gergin ve güvensiz ev ortamı da çocuğun alt ıslatma, parmak emme, iştahsızlık, tırnak yeme, saldırganlık, öfke nöbetleri, aşırı kaygı ve korku hali gibi çeşitli davranış bozuklukları geliştirmesine sebep olabilir. Çocuk gizli depresyon da geliştirebilir. 

 

Haklı olan insaflı olur ve kendine güvenen insan kendini ispatlamaya gerek duymaz. Çocuğunun ruh sağlığını korumak için susması gerekiyorsa bunu yapar. Haksız olan ise sürekli karşı tarafı suçlayıp benmerkezci davranarak kendisini temize çıkarmaya çalışır, bilinçsiz ebeveyn rolünü üstlenir.

 

                

 

Çocuğunuzun boşanma esnasında ruh sağlığının bozulmasını istemiyorsanız bunlara dikkat edin:

•Çocuklarınızın yanında tartışmayın. 

•Çocuklarınıza eşiniz hakkında kişiliğiyle ilgili suçlamalarda bulunmayın. Anneniz sadece kendini düşünür, bencil gibi... 

•Onlardan asla hakem olmalarını beklemeyin. “Ben haklıyım o haksız!” tartışmasına, kanıtlama savaşına, çocuğunuz tarafından tasdiklenme çabasına girmeyin. Babalarının ne kadar sorumsuz ve ilgisiz olduğunu tasdik etmeleri gibi... 

•Olumlu düşünün. Eşiniz hakkında olumsuz senaryolar yazmayın. Hayal dünyanızda yaşamayın. Gerçek dünyaya dönün. Sinirli bir yapısı olabilir veya o gün günü kötü geçmiştir, öfkeli ve yorgundur, ama aslında sizi incitmek ve kırmak istememiştir ve bunu kasten yapmamıştır. Onu yanlış anlamış da olabilirsiniz. Olaylar ve kişiler hakkında anne babanın sürekli olumsuz senaryolar geliştirmesi, çocukların çevreyi ve olayları sağlıklı yorumlama ve düşünme yeteneklerini uzun süreçte bozar ve gerçek hayatla kaygılı bir bağ, tutum geliştirmesine sebep olabilir. 

•Eşinizin size karşı istemediğiniz, hoşlanmadığınız olumsuz bir davranışını tüm kişiliğiyle bağdaştırmayın, abartmayın ve tüm davranışlarına genellemeyin. Ve eşinizle konuşun. O sizi bir konuda anlamamış olabilir ama bu sizi her zaman anlamayacağı anlamına gelmez! Çok sinirlendiğinizde, “Babanızın bu davranışına anlam veremedim, onunla bu konuyu konuşacağım” şeklindeki yaklaşım, çocukların kişiler hakkında yargısız infazdan önce konuşma ve dinleme becerilerini geliştirmeleri için ileriki hayatlarında model olacaktır.

 

Ve unutmayın, her biriniz (anne veya baba) onların (çocuklarınızın) kahramanısınız; bırakın öyle kalsın çünkü bu onları inanılmaz özgüvenli, sevgi dolu, mutlu ve sabırlı kılacaktır. Kolay değil ama bunun için denemeye değmez mi?

 

Fazilet Seyitoğlu

Uzman Klinik Psikolog

www.myfamilyterapi.com

 

Kaynak: Seyitoğlu, F. (2017). Çocuklarda 20 Psikolojik Problem ve Çözümü. İstanbul: Hayykitap.

BİZDEN SİZE DUYURULAR
2020-06-12

Uzman Klinik Psikolog Fazilet Seyitoğlu Milliyet Pembenar'a ''KORONAVİRÜS VE ÇOCUK'' yazısını yayınladı.

 

https://www.milliyet.com.tr/pembenar/fazilet-seyitoglu/koronavirus-ve-cocuk-2910488

2019-12-11

Uzman Klinik Psikolog Fazilet Seyitoğlu; İyi Dersler Okullarında verdiği Ben Anneyim Seminerleri'ni sonlandırdı. Katılan tüm velilere ve okul yönetimine teşekkür ederek plaketi teslim aldı.   

Bağdat Cad. No:103/5 Sarıköşk Apt.
Feneryolu / Kadıköy / İstanbul
TEL: 0 216 418 16 07
Bu sitedeki yazı ve resimlerin tüm hakları My Family Terapi'ye aittir. İzinsiz kopyalanması yasaktır.