BLOG & MAKALE
2018-05-12

Anne ve baba çocuğunun kahramanıdır, bırakın öyle kalsın...

 

Baba olmak sadece eve ekmek getirmek, çocukların üzerine kıyafet almak değildir. Çocuklar babaya ihtiyaç duyarlar. Babalar bedenen ve ruhen çocuklarının yanında olmalıdır. İşiniz ne kadar yoğun olursa olsun, çocuklarınıza ayıracak bir sevgi anınız mutlaka olsun. Eğer varlığınız sadece erkekliğin getirdiği güçle, kuvvetle sınırlıysa, 8 yaşındaki Ali’nin duygularına kulak verin. Babasını eve hırsız girmesinden korktuğu için isteyen Ali’nin, hırsız tehlikesi geçtiği anda, “Babam olmasa da olur” düşüncesine gelivermesi acı bir durum değil midir? 

 

Ali 8 yaşındaydı. Anne ve babası ayrı yaşama kararı almışlardı. Baba evden ayrılmış, anneyle çocuk kalmıştı evde. Boşanma süreci başlamıştı ve çocuk korkuyordu. Anne, “Babası evden gittiğinden beri çok huzursuz, geceleri benimle yatmak istiyor, sık sık uyanıyor ve sabahları okula gitmek istemiyor. ‘Korkuyorum’ diyor. Babası tekrar eve gelsin diye ısrar ediyor” diyordu. 

 

Ali’ye, “Bana ailenin resmini çizer misin” dediğimde kocaman bir apartman çizdi. Apartmanın içine bir çocuk, bir de kız, dışarıya da bir adam resmi. “Evin içindekiler kim?” diye sorduğumda, “Bu anne, bu da çocuk” dedi. Dışarıdakinin de babası olduğunu anladım. “Babam artık eve gelmiyor” diyor. Sonra hırsızdan korktuğunuve babası evdeyken onları koruduğunu söylüyor endişeli gözlerle. Ve ekliyor,

“Şimdi bizi kim koruyacak?” 

 

Ali’ye bir dizi sorular yöneltiyorum. 

“Siz nerede oturuyorsunuz?” 

“Sitede.” 

“Aaa çok şanslısın, güvenlik var yani? Güvenlikten hırsız kolaylıkla geçebilir mi?” 

“Biraz zor.” 

“Peki kaçıncı katta oturuyorsunuz?” 

“3. katta.” 

“Tırmanabilir mi?” 

“Hayır.” 

“Kapıdan girebilir mi?” 

“Bizim kapımız çelik!” 

“Ne güzel! Peki sizin eve hırsızın girmesi pek de kolay gözükmüyor diyebilir miyiz o zaman.” 

Başını sallıyor. İkna olmuşa benziyor. 

“Biliyor musun her çocuk senin kadar şanslı değil” diyorum. “Hâlâ korkuyor musun?” 

“Biraz, aslında babam gelmese de olur!” diyor ve gülümsüyor. 

 

Çok şaşırıyorum. Yani hırsızın evine girme ihtimalinin çok düşük olduğunu anlayınca 8 yıllık babasından ne kadar da kolay vazgeçiyor. Babasıyla arasında sevgi bağı ve paylaşımı yok sanırım diye düşünüyorum. Baba için gerçekten üzücü bir durum. 

 

Anne ve baba çocuğunun kahramanıdır, bırakın öyle kalsın...

5 yaşında bir oğulları vardı ve boşanıyorlardı. Anne, evliliği boyunca eşi tarafından sürekli aşağılanmış, hakarete maruz kalmıştı. Kendisi ise aynı üslupla cevap vermek yerine susmayı tercih etmişti. Ona göre, kendileri iyi geçinemese de babası çocuğunun gözünde bir kahramandı ve öyle kalmalıydı. “Yaşamının bu döneminde babasının kötü, sorumsuz olduğunu düşünmesini istemem, belki de, hayatının hiçbir döneminde. Kim haklı kim haksız ne önemi var? Büyürken onun dünyasında babası kahramanı olmalı ve babasını sevmeli; bu bir çocuk için çok büyük bir ihtiyaç!” demişti. Bu anneye saygı duymuştum, aslında gerçek kahraman oydu. Eşine karşı haklı olduğu halde çocuğunun ruh sağlığını korumak için susmayı tercih etmiş, evladına babasını kötülememişti. 

 

Anne babaların çocuklarına karşı yaptıkları hatalar çoğunlukla iletişim becerilerinin yetersizliğinden kaynaklanır. Eşleriyle aralarındaki problemleri çocuklarının yanında konuşur, tartışırlar. Birbirlerini çocuklarına şikâyet ederler. Hatta çocuklarının aralarında hakem olmasını beklerler. Bu, boşanma sürecinde sanki kaçınılmaz olur. “Ben haklıyım, babanız haksız veya anneniz! Sen babanı tanı oğlum, büyüyünce onun gibi koca olma! Onun gibi sorumsuz, kaba ve saygısız olma! Baban bizi gerçekten sevip, önemseseydi bize (bu arada ben bize dönüşür) böyle davranmazdı!” gibi konuşmalar ve yorumlar yapılır. Böylece oluşan gergin ev ortamı, özelikle son çocukluk döneminin sonuna, ergenliğin başlama dönemine kadar (0 yaş-12,14 yaş) çocuğun kendini son derece güvensiz hissetmesine sebep olur. Bu durum onun için kaldırılması çok ağır bir yüktür. 

 

Çocuk doğruyu yanlışı, haklıyı haksızı ayırt edebilecek duygusal ve zihinsel olgunlukta değildir ve kendini güvende hissetmek ister. (Bu olgunluğa ancak ergenliğe kadar sağlıklı ebeveynlik tarzıyla yetiştirilirse ulaşır.) Bu, sağlıklı kişilik gelişimi için elzemdir. Kendini güvende hisseden çocukta güvenli dünya algısı gelişir. Anne babanın sürekli birbirlerini kötüledikleri, tartışmaların yaşandığı evde sevgi ve güven gelişimi yetersizdir. “Baban bana bunu yaptı şunu yaptı! Annen şöyle böyle bir kadın” şeklindeki konuşmaları duyarak büyüyen çocuk güveni, sevgiyi hissedemez. Babasına güvenemeyen çocuk da hayatta hiç kimseye güvenemez hale gelir. 

 

Anne babanın haklı olma iddiası ve güç savaşı çocuğun ileride kişilik gelişimini olumsuz etkiler. Yetişkinlik döneminde çeşitli ruhsal bozukluklar geliştirmesine, hatta kişilik bozukluğuna sebebiyet verebilir. Ergenlikten önce çocuklar sıkıntılarını sözle ifade edemezler. Sıkıntılı, gergin ve güvensiz ev ortamı da çocuğun alt ıslatma, parmak emme, iştahsızlık, tırnak yeme, saldırganlık, öfke nöbetleri, aşırı kaygı ve korku hali gibi çeşitli davranış bozuklukları geliştirmesine sebep olabilir. Çocuk gizli depresyon da geliştirebilir. 

 

Haklı olan insaflı olur ve kendine güvenen insan kendini ispatlamaya gerek duymaz. Çocuğunun ruh sağlığını korumak için susması gerekiyorsa bunu yapar. Haksız olan ise sürekli karşı tarafı suçlayıp benmerkezci davranarak kendisini temize çıkarmaya çalışır, bilinçsiz ebeveyn rolünü üstlenir.

 

                

 

Çocuğunuzun boşanma esnasında ruh sağlığının bozulmasını istemiyorsanız bunlara dikkat edin:

•Çocuklarınızın yanında tartışmayın. 

•Çocuklarınıza eşiniz hakkında kişiliğiyle ilgili suçlamalarda bulunmayın. Anneniz sadece kendini düşünür, bencil gibi... 

•Onlardan asla hakem olmalarını beklemeyin. “Ben haklıyım o haksız!” tartışmasına, kanıtlama savaşına, çocuğunuz tarafından tasdiklenme çabasına girmeyin. Babalarının ne kadar sorumsuz ve ilgisiz olduğunu tasdik etmeleri gibi... 

•Olumlu düşünün. Eşiniz hakkında olumsuz senaryolar yazmayın. Hayal dünyanızda yaşamayın. Gerçek dünyaya dönün. Sinirli bir yapısı olabilir veya o gün günü kötü geçmiştir, öfkeli ve yorgundur, ama aslında sizi incitmek ve kırmak istememiştir ve bunu kasten yapmamıştır. Onu yanlış anlamış da olabilirsiniz. Olaylar ve kişiler hakkında anne babanın sürekli olumsuz senaryolar geliştirmesi, çocukların çevreyi ve olayları sağlıklı yorumlama ve düşünme yeteneklerini uzun süreçte bozar ve gerçek hayatla kaygılı bir bağ, tutum geliştirmesine sebep olabilir. 

•Eşinizin size karşı istemediğiniz, hoşlanmadığınız olumsuz bir davranışını tüm kişiliğiyle bağdaştırmayın, abartmayın ve tüm davranışlarına genellemeyin. Ve eşinizle konuşun. O sizi bir konuda anlamamış olabilir ama bu sizi her zaman anlamayacağı anlamına gelmez! Çok sinirlendiğinizde, “Babanızın bu davranışına anlam veremedim, onunla bu konuyu konuşacağım” şeklindeki yaklaşım, çocukların kişiler hakkında yargısız infazdan önce konuşma ve dinleme becerilerini geliştirmeleri için ileriki hayatlarında model olacaktır.

 

Ve unutmayın, her biriniz (anne veya baba) onların (çocuklarınızın) kahramanısınız; bırakın öyle kalsın çünkü bu onları inanılmaz özgüvenli, sevgi dolu, mutlu ve sabırlı kılacaktır. Kolay değil ama bunun için denemeye değmez mi?

 

Fazilet Seyitoğlu

Uzman Klinik Psikolog

www.myfamilyterapi.com

 

Kaynak: Seyitoğlu, F. (2017). Çocuklarda 20 Psikolojik Problem ve Çözümü. İstanbul: Hayykitap.

2018-05-12

Siz ve Bebeğiniz İçin 10 ‘Hoş Geldin Bebek’ Tavsiyesi!

 

İlk gülümseme ve kahkaha! 
 

Bebekler gülmeye ve kahkaha atmaya ebeveynlerin beklediğinden çok daha erken başlarlar. Gülümsemeler birinci veya ikinci ayda başlar, kahkahalar ise iki ila beşinci aylarda. Üstelik bunu gerçekleştirmek için komedyen olmanıza gerek yok! Dr. Caspar Addyman (Londra’daki Birkbeck Üniversitesi’nden) diyor ki, “Bebeklerin kahkahaları anne-babanın yaptığı komik şeylerden kaynaklanmıyor. Daha çok kahkahanın sırrı, bebeğe daha çok ilgi göstermekten geçiyor. Kahkahalar bebeklerin, anne ve babalarının ilgisini çekmek için kullandıkları numaralardan biridir. Böylece ilginizi çekecek ve sizinle ilgili daha çok şey öğrenebilecek.”
 

Tavsiye 1: Bebeğinizle yakın ilişki kurun ve onun kıkırdamalarıyla eğlenin!

 

Kendinize iyi bakın... 
 

Yeni annelerin ve bazı babaların yaklaşık yüzde 15’i doğumdan önce veya sonra ruh sağlığı ile ilgili problemler yaşıyor. Donna Moore (City Üniversitesi Londra) diyor ki, “Anne-babaların kendilerini olası risk ve semptomlar ile ilgili eğitmesi gerekiyor. Birçok anne, ‘kötü anne’ olarak görülecekleri korkusuyla profesyonel yardım almıyor. Yardım arayışı iyileşmek için gereklidir ve bu da sizin iyi bir anne olduğunuz anlamına gelir. Eğer doğum öncesi bir ruhsal bozukluğa sahipseniz, bu sizin suçunuz değil ve yardımla iyi olacaksınız.” 
 

Tavsiye 2: Eğitim alın, destek alın ve kendinize iyi bakın.

 

Sosyal olun... 
 

Dr. Debbie Smith (Manchester Üniversitesi), yeni anneler için sosyal desteğin önemini vurguluyor. Diyor ki, “Kanıtlar gösteriyor ki, kadınların istediği destek şekli hamileliğin farklı aşamalarında değişiyor. Başka annelerden destek almak doğum sonrasında isteniyor ve bunu sağlamanın en kolay yolu anne-bebek gruplarına katılmak veya bebeği olan annelerle birlikte olmak. 
 

Tavsiye 3: Doğum sonrasında başka annelerden destek alın.

 

Babalar da önemlidir! 
 

Babalar, çocuklarının birey olması için onları yüreklendirmede çok büyük bir role sahiptir. Dr. Anna Machin (Oxford Üniversitesi) diyor ki, “Güvenli bir bölgede tehlikelerle baş etmeyi öğreneceği oyunlar bu sürecin başlangıcıdır,” ve ekliyor: “İtişli kakışlı oyunlar oynamak baba çocuk iletişiminin evrensel bir göstergesidir. Babalar çocuklarını tırmanmak, koşmak ve zıplamak konularında teşvik etmeye bayılır. Bu davranış sadece eğlenceli değil, çocuğun gelişimi için gerekli de.” 
 

Tavsiye 4: Her gün itişli kakışlı oyun oynamanın eğlencesine ve kahkahaya zaman ayırın ve çocuğunuz büyüdükçe aranızda oluşan bağı izleyin!

 

Bebekler dilleri kendi kendilerine çözümlerler. 
 

Plymouth Üniversitesi araştırmacılarından Dr. Caroline Floccia ve Allegra Cattani, bir dilden fazla konuşan 2 yaşındaki bebeklerde kelimelerin oluşumu üzerine bir çalışma yaptılar. Dr. Cattani diyor ki “Büyümek ve iki dili birden herhangi bir dil kursuna gitmeden doğal olarak öğrenmek çocuğun gelecekteki başarı şansı için cennet gibi görünüyor. İki dile birden maruz kalan bebekler, bir dil öğrenerek büyüyen beklerden birkaç ay daha geç, her iki dilden de ilk kelimelerini söylerler. Bu normaldir ve endişelenecek bir şey yok. Çocuğunuzla bildiğiniz dilde konuşmaya devam edin, o, dilleri kendi kendine ayırt edecektir!” 
 

Tavsiye 5: Hangi dilde olursa olsun çocuğunuzla konuşun.

 

Çocuğunuzun uyku düzenine çözüm bulmaya yardım edin!
 

Bebeğin uyku düzenini belirleyen saat yaklaşık 4 aylık iken gelişir ve bu uyku düzeninin gün ışığına göre ayarlanması çok önemlidir. Loughborough Üniversitesi’nin Uyku Araştırma Merkezi’nden Profesör Jim Horne diyor ki, “İyi bir gece uykusu için bebekler gün içinde gün ışığının olduğu ve uyanıklıkla bağlantılı ortamlarda uyumalılar.” Şunu da ekliyor “Bebeği gün içinde perdeler kapatılarak ve çok sessizlik içinde karanlık bir odada beşiğine koyarak uyutmak gün içi uykusunu uzatır ve gece uykusunu azaltır.” 
 

Tavsiye 6: Gün ışığında, gürültüde uyumak gece uyku düzeni için iyidir.

 

             

 

Sarılmak hayati önem taşır!
 

Dr. Ann Bigelow (St Francis Xavier Üniversitesi Kanada) diyor ki, “Yeni doğan bebekler dokunuşa çok hassastır. Dokuz ay rahimde tutulduktan sonra kucağa alınmak onlar için son derece rahatlatıcı olabilir.” Dr. Bigelow diyor ki, “Yüzyıllardır bebekleri sakinleştirmek için kundağa sarma uygulamasının sebebi de budur. Ama her şeyden önemlisi, bebekler kucakta tutulmayı sever. Yeni doğan bebekler çok iyi sarılmacıdır ve kucakta tutulduklarında ne kadar çok beden teması olursa onlar için o kadar iyidir, özellikle ten temasını tercih ederler. 
 

Tavsiye 7: Bebeğinize sakinlik ve konfor sağlamak için onu kucağınıza alın. Ana kucakları plastik olmasın lütfen!

 

Bebekler yüzlere bayılır!
 

Punit Shah (Kings College Londra), bebeklerin görüşleri zayıf olsa da algılarının duyusal veri ile dolup taşmış durumda olduğuna işaret ediyor. Şunu da ekliyor: “Profesör Mark Johnson tarafından yapılan araştırmada, bebeklerin yüzlere dikkat etme eğilimi olduğu görüldü ki bu eğilim hızla gelişen beyinde bol miktarda sosyal bilginin geçişi için kanal açar. Fakat bu tanıdık yüzleri işlemeye yardımcı olmaz, daha çok yetişkinlikteki sosyal yetenekleri yöneten beyin ağının oluşmasına katkıda bulunur.”
 

Tavsiye 8: Bebekler, yukarıdan aydınlatılmış yüzlere aşağıdan aydınlatılmış yüzlerden daha uzun süre bakar. Onlarla bir ışığın altında oturmak sizinle yakından ilgilenmelerine yardımcı olabilir.

 

Süt emzirmek bir yolculuktur, önceden plan yapın! 
 

Kadınların neredeyse dörtte üçü emzirmeye başlıyor fakat bu iki ay sonra yaklaşık yüzde 47’ye düşüyor. Acı, zahmet ve başkalarından az destek görmek bu durumu açıklayabilir. Sinead Currie (Stirling Üniversitesi) diyor ki, “Emzirme yolculuğunuzda neredeyse kesinlikle zor zamanlardan geçeceksiniz, bu yüzden, önceden plan yapmak yardımcı olabilir. Oluşabilecek herhangi bir problemi nasıl atlatmak gerektiği konusunda fikir edinmek ve sizi nelerin beklediğini öğrenmek için başkaları ile konuşun.” 
 

Tavsiye 9: Emzirme için hazırlıklı olun, önceden planınızı yapın.

 

En önemli kural, hiçbir kuralın olmamasıdır! 
 

Profesör Vasudevi Reddy (Portsmouth Üniversitesi) diyor ki, “Hatırlanması gereken en önemli şeylerden biri, her ilişkinin kendine özgü olduğudur. Birey olan çocuk ile yakın ilişki kurmaya açık olmak zorundasınız ve onların da sizinle yakın ilişki kurmasına izin vermelisiniz.” Bir ‘tarif’ ya da formül kullanmak bazen sizi tedirgin edici ve negatif bir durumdan çıkararak ne yaptığınız üzerine derinlemesine düşünmenizi sağlar. Ama eğer bunu bir formül olarak uygularsanız kurallar samimiyetinizi bozabilir ve ilişkinize zorla girebilir.
 

Tavsiye 10: Ebeveyn olarak duygularınıza saygı duyun, bir birey olarak çocuğunuza karşı açık olun.

 

Fazilet Seyitoğlu

Uzman Klinik Psikolog

www.myfamilyterapi.com

 

Kaynak: Seyitoğlu, F. (2017).Çocuklarda 20 Psikolojik Problem ve Çözümü. İstanbul: Hayykitap.

BİZDEN SİZE DUYURULAR
2018-05-12

Uzman Klinik Psikolog Fazilet Seyitoğlu, Karatay Üniversitesi Psikoloji Günleri kapsamında Konya'da seminerler verdi. 10-11 Mayıs 2018 tarihlerinde, iki gün boyunca gerçekleşen "Rehberlik Servisi Odasında Zor Çocukları Tanımak ve Onlar İle Çalışmak" başlıklı seminerleri il rehber öğretmenleri, üniversite öğrencileri ve hocaları ilgi ile takip etti.

Misafirperverlikleri için teşekkür ederiz..

2018-04-16

Uzman Klinik Psikolog Fazilet Seyitoğlu, Birikim Okulları'nın İstanbul'daki kampüslerinde "21. yy'da Problemsiz Çocuk Yetiştirmek" başlıklı seminerini verdi. 3-12 Nisan 2018 tarihleri arasında sırasıyla; Sancaktepe, Pendik, Ümraniye, Beylikdüzü, Güneşli ve Bağcılar kampüslerinde gerçekleşen seminerler öğretmen, idareci, öğrenci ve aileler tarafından ilgiyle karşılandı. Seyitoğlu, seminer sonrasında ise dileyenler için kitaplarını imzaladı.  

Bağdat Cad. No:103/5 Sarıköşk Apt.
Feneryolu / Kadıköy / İstanbul
TEL: 0 216 418 16 07
Bu sitedeki yazı ve resimlerin tüm hakları My Family Terapi'ye aittir. İzinsiz kopyalanması yasaktır.